“Bir dizüstü bilgisayar mı?”
“Evet efendim. Evde incelenebilecek her şeyi
inceledik. Geride bir tek katilin dizüstü bilgisayarı
kaldı…”
İstanbul’da son bir yılda birçok masum kişiyi öldüren
bir seri katilin peşinde olan bir polissin. Aylardır
sürdürdüğün yoğun çalışmalardan sonra katile ait
bulduğun ipuçları, seni Belgrat Ormanı’ndaki terk edilmiş
bir eve yönlendirdi. Masanın üstünde bir dizüstü bilgisayar
var. Açtığın gibi bir kahkaha duyuluyor. Ekran donuyor ve
ses konuşuyor.
“Demek
izimi buldun dedektif? Ama beni yakalamayı hak etmelisin.
Haydi gel bir oyun oynayalım. Şimdi,
bu bilgisayarda bir bulmaca oyunu var. Bir
labirent… Bu labirent ikimizin arasındaki bağ
olacak. Sonunda büyük ödül
Bay Katil… Eğer bu labirenti gün ışıyıp ekibin
gelmeden önce bitirebilirsen, bana bir adım daha
yaklaşacaksın… Ve ben de sana bana ulaşmanla
için gerekli bilgileri vereceğim.” Bay
Katil’in sesi değişip
kalınlaşır, sadistçe bir tona dönüşürken bir kez
daha ürperiyorsun. Daha önce zihninde şüpheler
varsa da, bu ses tonu ile birlikte zihnindeki
tüm şüpheler kayboluyor. Evet, artık eminsin: Bu
ses seri katile ait.
Ekranda bir labirent resmi çıkıyor.